Avrasyacılar ve eski tüfek solcular pek gündeme getirilmesinden hoşlanmasalar da, Rusya tarihsel olarak emperyalist emelleri hiç bitmeyen bir devlettir. Bu sadece şimdiki otoriter yapısıyla Rusya Federasyonu dönemi için geçerli olmayıp, Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği dönemlerinde de hep böyle olmuştur. Emperyal emelleri arasında, klişeleşmiş bir deyimle, sıcak sulara ulaşmak da vardır. Yani, on iki ay buz tutma riski olmayan limanlara sahip olmak.
Sıcak sular deyince de ilk akla gelen ise Karadeniz’dir. Rus Çarlığı’nın Karadeniz’e ulaşması ilk 1700’de yapılan İstanbul Antlaşması ile olmuş. Bu antlaşma ile Azak Kalesi Ruslar’a bırakılmış. Kerç Boğazı ile Karadeniz’e bağlantısı olan Azak Denizi’nin kuzeydoğu ucundaki bu kale sayesinde Rus Çarlığı en önemli stratejik hedeflerinden birine ulaşmış.
1568’deki Astrahan seferinden başlayarak, Osmanlı İmparatorluğu savaş alanlarında Rusya ile on iki kez karşı karşıya gelmiş. 1710-11 Prut savaşı dışında, Rusya tüm savaşları kazanmış, hatta bazıları Osmanlı’nın çok ağır yenilgileriyle sona ermiş. Kırım, Balkanlar ve Kafkasya Ruslara terk edilmiş. Mart 1878’de Rus ordusu, bugünkü adıyla İstanbul’un Yeşilköy semtine (Ayastefanos) kadar gelmiş, İstanbul’a girmesi İngiltere’nin politik müdahalesiyle engellenebilmiş. Bir iddiaya göre de, yenilgiyi Ulu Hakan II Abdülhamit’e söylemekten herkes çekindiğinden, bu görev sarayın soytarısına verilmiş.
Bolşevik İhtilali sonrası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bağımsızlık Savaşı esnasında ilişkiler tarihte ilk kez olumlu yönde gelişmiş, Moskova Türkiye’ye kurtuluş ve kuruluş döneminde çok önemli yardımlarda bulunmuş. Ancak, Stalin döneminde azan Rus emperyal emelleri nedeniyle ilişkiler yeniden gerilmiş ve Türkiye NATO’ya girmek zorunda kalmış.
Günümüzde Rusya Federasyonu, eski Rus Çarlığı/Sovyetler Birliği topraklarının tümü üzerinde tekrar kontrolü ele geçirmek için hareketlenmiş durumda. ABD ve Birleşik Krallık başta olmak üzere Batılı emperyalist ülkelerin, askeri ve ekonomik güçlerini kullanarak Rusya Federasyonu’nu çevrelemeye çalışmasının yarattığı ortam da bu tutuma gerekçe sağlıyor.
Rusların Ukrayna’ya karşı başlattığı ve üç buçuk yılını dolduran son saldırısı nedeniyle, NATO öncelikli olarak Baltık ve İskandinavya’da ciddi bir Rus tehdidi görmekte. Baltık Cumhuriyetleri’nin askeri açıdan savunulmasının imkansızlığı nedeniyle ortaya çıkan bu algı, aslında son derece yanıltıcı. Zira Rusya’nın Ukrayna’ya ve diğer komşularına karşı saldırgan tutumu, asıl Karadeniz’i Avrasya’nın en kritik jeopolitik bölgesine dönüştürdü. Moskova yalnızca Ukrayna’yı değil, Karadeniz’e kıyısı olan diğer beş devleti (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Ukrayna) ve Moldavya’yı kendi çıkarlarına bağımlı kılmak istemekte. Kremlin’in hedefi, bu ülkelerin kararları üzerinde veto gücü kurmak ve Karadeniz’i Ortadoğu, Akdeniz ve Kafkasya’ya güç yansıtacak bir üs haline getirmek.
Rus tarihini incelersek, 1783’te II. Katerina’nın Osmanlı’dan Kırım’ı almasıyla, Rusya’nın Karadeniz’i güvenliğinin vazgeçilmez parçası olarak görmeye başladığını hemen fark ederiz. Bu bölgede Rusya 19. yüzyıl boyunca Osmanlı ve Avrupa güçleriyle rekabet etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Yalta’da yapılan görüşmelerde de Sovyetler Birliği Karadeniz üzerindeki bu talebini Batılı ülkelere kabul ettirmiştir. Savaşın sonunda da Sovyetler Birliği bölgenin hâkimi olmuştur.
Ancak 1991’de SSCB’nin çöküşüyle, Gürcistan, Moldavya ve Ukrayna bağımsızlaşmış; Bulgaristan ve Romanya NATO’ya (2004) ve AB’ye (2007) katılmıştır. Böylece Rusya Karadeniz sahilinde kontrol edebildiği kıyı şeridinin önemli bir bölümünü kaybetmiştir.
Putin 2014’te Kırım’ı işgal ederek bu kaybı tersine çevirmeye başladı. 2022’de de Ukrayna’ya karşı başlattığı büyük saldırıda, Azak Denizi kıyılarının tamamını ele geçirdi ve bu sayede Kırım’la Rusya Federasyonu toprakları arasında bir kara köprüsü kurdu.

Putin, Rusya’nın deniz gücünü yeniden canlandırmayı da stratejik bir alt hedef olarak belirledi. Bu bağlamda Karadeniz filosu modernize edildi; bu filo Suriye’deki 2015 müdahalesinde kritik rol oynadı. Moskova, Abhazya (2008), Kırım (2014) ve Ukrayna kıyıları (2022) üzerinden denize erişimini genişletti. Ukrayna’nın denize erişimini kısıtlamak için limanları bombaladı, mayınlar döşedi, ablukalar uyguladı.
Tüm ambargolara rağmen, günümüzde bile coğrafi gerekçeler ve altyapı yatırımları nedeniyle Karadeniz Rusya için enerji ve tarım ihracatının merkezi. Novorossiysk, Avrupa’nın en büyük beşinci limanı, Rus petrolünün ana çıkış noktası. Doğalgaz hatlarının önemli kısmı Karadeniz üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanıyor, tahıl ve gübre ihracatı da bu bölgeden yapılıyor. Bu durum Moskova’ya ekonomik gelir, yeni pazarlar ve siyasi nüfuz sağlıyor.
Rusya yalnızca askeri yöntemlerle değil, propaganda, dezenformasyon, enerji bağımlılığı, seçimlere müdahale, ekonomik yaptırımlar ve kültürel-dini bağlar üzerinden de bu bölgede etki kurmakta. Gürcistan ve Moldavya bu açıdan en kırılgan ülkeler: Moldavya’da Transdinyester, Gürcistan’da Abazya ve Güney Osetya gibi ayrılıkçı bölgelerde Rus askerleri bulunmakta, iç istikrarsızlıklar Kremlin’in elini güçlendirmekte. Gürcistan’daki iktidar partisi Rusya’ya yaklaşmış, AB üyelik sürecini askıya almış durumda. Moldavya’da ise Moskova, 2025 seçimlerinde Rus yanlısı partileri destekliyor.
Bununla birlikte Rusya’nın etkisi sınırsız değil. Romanya ve Moldavya’daki son seçimler Batı yanlısı adayların zaferiyle sonuçlandı. Ukrayna’nın Karadeniz’de Rus donanmasına büyük darbeler indirmesi, Moskova’nın bölgedeki nüfuzunu zayıflattı. Ayrıca Türkiye’nin 2022’de, Montreaux Antlaşması’nın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak boğazları Rus savaş gemilerine kapatması, Rusya’nın Akdeniz’e ve Ortadoğu’ya denizden güç yansıtma kabiliyetini sınırladı. Ayrıca, Rusya’nın Ukrayna saldırıları nedeniyle ciddi şekilde zayıflayan Karadeniz filosunu, Kuzey Buz Denizi, Baltık ve Uzakdoğu donanmasından gemilerle desteklemesini de engelledi.
Ukrayna Savaşı’na verilen öncelik nedeniyle, Moskova Güney Kafkasya’da da etkisini kaybetmekte. Azerbaycan ile Ermenistan arasında 2025’te imzalanan (ancak Azerbaycan’ın maksimalist talepler öne sürmesi nedeniyle hala uygulamaya konamayan) barış anlaşması Kremlin değil, Washington aracılığıyla gerçekleşti. Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi, Rusya’nın Tartus ve Hmeymim üslerini riske soktu. Bu tablo, Çin ve AB’nin bölgedeki ekonomik-siyasi nüfuzunu artırmasına alan açmakta.
Tüm bu gelişmelere rağmen, AB ve NATO’nun Karadeniz stratejileri hala son derece yetersiz. AB’nin planları somut bir bütçeden yoksun; NATO ise, daha önce de değindiğim gibi, ağırlığı Baltık’a vermiş durumda. Oysa son üç Rus işgali de Karadeniz’de gerçekleşti. Batı’nın Karadeniz’e öncelik vermesi, bu kapsamda aşağıdaki hususlara ağırlıklı olarak ilgilenmesinde kendisi açısında büyük yararlar var:
- Gürcistan, Moldavya ve Ukrayna’da demokratik kurumların güçlendirilmesi, yolsuzlukla mücadele, bağımsız medya desteği, internet altyapısının siber saldırılara karşı güçlendirilmesi,
- Enerji bağımlılığını azaltmak için alternatif hatlar oluşturulması, örneğin Azerbaycan’dan Avrupa’ya Türkiye üzerinden doğrudan elektrik enerjisi hatları çekilmesi (bu hatların Karadeniz altından Türkiye by-pass edilerek geçirilmesi sabotaj riskini artırmakta), Romanya’nın Karadeniz’de bulduğu yeni doğal gaz rezervlerine ve eğer rezervler yeterliyse Türkiye’nin Sakarya sahasının geliştirilmesine önem vermesi,
- NATO’nun Bulgaristan ve Romanya’daki askeri varlığını artırması; bu ikiliye Karadeniz’de en uzun sahil şeridine sahip olan NATO müttefiki Türkiye’nin de vereceği destekle bölgede hava savunmasının güçlendirilmesi ve ortak tatbikatlarla caydırıcılığın artırılması.
Türkiye’nin hem NATO üyesi hem de Rusya ile yoğun ticaret yapan bir ülke olarak bölgede kilit bir rolü bulunmaktadır. Ankara, bir yandan Kırım’ın ilhakını tanımamış ve süregelmekte olan savaşta Ukrayna’ya silah ve cephane yardımında bulunmuştur. Öte yandan, Türkiye Rus gazı ve petrolünün de en büyük alıcılarından biridir. Ayrıca kömür, gübre ve tahıl ithalatı da yapmaktadır. Ek olarak, şu sıralar yarım kalmış gibi gözükse de, Rusya Akkuyu’da dört üniteden oluşan bir nükleer santral inşa etmektedir. Bu girift ilişkiler çerçevesinde Türkiye’nin bir NATO üyesi olmasına rağmen oynamak zorunda kaldığı dengeli rol, Batı ülkeleri tarafından şüphe ile karşılanmaktadır.
Tüm baskılara rağmen Türkiye Montreaux Antlaşması uyarınca Karadeniz’e sahildar olmayan ülkelerin Karadeniz’e savaş gemisi sokmasına da sınırlamalar getirmektedir. Bu durum da, her konuyu kendi çıkarlarına göre eğip bükme arzusunda olan Batı ülkelerinin hoşuna gitmemektedir. Halbuki yukarıda da değindiğim gibi NATO eğer arzu ederse Karadeniz’e sahili olan NATO üyesi Türkiye, Bulgaristan ve Romanya donanmalarını güçlendirerek, bunlara ciddi bir hava ve istihbarat desteği sağlayarak Karadeniz’de Rusya’ya karşı caydırıcı bir güç oluşturabilir. Nitekim, Avrupa’daki en büyüğü olacağı iddia edilen Romanya’nın Köstence liman kentinde inşa edilmekte olan üs, bu hedefin temel taşlarından biri gibi görünmektedir. Türkiye ise, kendi dış politikası gereği, NATO’nun Karadeniz’e sınırdaş olmayan üyelerinin burada sürekli deniz varlığına karşıdır, ama Bulgaristan ve Romanya’nın savunma modernizasyonuna destek olmaktadır.
Karadeniz’deki mücadelenin sonuçları yalnızca Ukrayna’nın değil, tüm bölgenin geleceğini belirleyecektir. Moskova, savaşı sürdürerek hem komşularını, hem de küresel enerji ve gıda piyasalarını baskı altında tutmaktadır. Eğer Batı ve bölge ülkeleri ortak, uzun vadeli bir Karadeniz stratejisi geliştirmezse, Rusya’nın saldırganlığı Moldavya ve Gürcistan’a da sıçrayabilir, hatta NATO ile doğrudan çatışma riskini artırabilir.
Türkiye ise, NATO üyesi olmasına rağmen, bu bölgede diğer NATO üyelerinden farklı bir politika yürütmekte haklıdır. Osmanlı’nın tarih boyunca askeri açıdan Rusya karşısında başarı sağlayamaması, NATO’nun Türkiye’ye karşı sürekli ikircikli tutumu, üyelerinin Türkiye’ye karşı sık sık uyguladığı açık ve kapalı silah ambargoları (bu ambargolar örneğin Türk Hava Kuvvetleri’nin etkinliğini yok etmiştir.), ABD’nin son derece güvenilmez bir müttefik olması (Vietnam, Afganistan örneğinde gördüğümüz gibi) Karadeniz’de son derece dikkatli olmamızı gerektirmektedir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.